nevresim
18 Nisan 2010 Pazar
  -alıntı-

roma'da venüs olur yunanda artemis, afrodit... andoluda kibele. Nazım Beratlı'nın güzel bir araştırma yazısı;kaybetmek istemediğim bir yazı . ay yıldız belki sunay akın'ın hikayelerindeki gibi çıktı ortaya belki kosavada veya kurtuluş savaşında..... ya da...



AYYILDIZ’IN HİKÂYESİ


Yıllar önceydi...  Halikarnas Balıkçısı'nın, Anadolu Efsaneleri ile ilgili bir kitabından, antik dönemle ilgili birşeyler okumaktaydım. Bir sayfayı çevirince, karşıma bir şekil çıktı. Bu, eski bir bozuk para çizimiydi. Bir, "coin"... Üzerinde, aynen şimdiki Türk Bayrağı'nda olduğu gibi, hilal şeklindeki bir ay ile, beş köşeli bir yıldız, karşılıklı duruyor. Altında ise, " eski bir Kıbrıs parası" yazmakta. Evet... Antik dönemden kalma bir Kıbrıs parasının üzerinde, ay ve yıldız! Önce, şaşkınlığa uğradım... Sonra, oturup bunun ne anlama geldiğini çözmeye çalıştım ve ortaya acaip bir hikaye çıktı:


Bilindiği gibi, Yunan mitolojisinde, Tanrılar'ın tanrısı, Zeus'tur. Mitolojiye göre, Zeus'un da anası vardır. Yer ve zamana göre adı, Kibele, Dindimene, Sipylene, Ma, Anaitis, Hubel, Kıble, Rhea, giderek Athena, Eştar ve Artemis olarak değişse de bu, Bereket Tanrıçası'dır.. Biz, Kibele adını kullanalım. Aslına bakarsanız, Kibele eski Yunan inancında, Altın çağ denen çağın bitimi ve Olimposlu Tanrılar Çağı denilen çağın da başlangıcı olup, adını da Frig dilinden almıştır. Olimposlu Tanrılar'ın en ulusu, Zeus'un anası olmasından öte, anaerkil dönemden, ataerkil döneme geçişin de sembolüdür o...


Önceleri, yalnız Kıbele vardır. Sonra, bir de erkek tanrı peydah olur: Kronos... Sonradan, ikisi evleneceklerdirler.
Kronos'un bir kötü huyu vardır... Yeni doğan çocukları  yemektedir. Kibele, tanrıça falan ama bir kadın... Aşık olur, sevişir, kıskanır yani insan gibi davranır...


Günün birinde Kibele, Frigya'lı genç ve yakışıklı Attis' e aşık olur. Ebedi sadakat sözüne karşılık, Kibele kendi mezhebini yayma görevini, Attis' e verir. Ne var ki Attis, sözünde durmaz ve Sangraid adlı bir peri kızıyla sevişmeye başlar. Kibele, bunu öğrenince, çok sinirlenir.  Sangraid'i (Sakarya Nehri'nin kızı demektir) öldürür. Attis, bu olaya çok üzülerek, kendi erkeklik organını keser ve kendi canına da kıymaya girişir. Kibele, onu acıyarak, çam ağacına çevirir. Bugünkü Sakarya Vadisi'ndeki çam ağaçlarının, Attis'ten geldiğine inanılırdı. Attis çam ağacına döner ama Kibele onu rahat bırakmaz. Erkeklik organını kesmiş olmak da Attis'i kurtaramaz, ana tanrıça, onu her baharda canlandırır, Sakarya Vadisi'nde onunla buluşur ve sevişirdi. Temmuz'a kadar... Temmuz'da Attis, yeniden çam ağacına dönermiş. Aşna fişne derken, bunlar bugünkü Sakarya nehri vadisinde çamlar altında buluşup, al takke ver külah, halvet olurlarmış. Noel'lerde evlere dikilen çam ağaçlarının kutsiyetinin kaynağını oluşturan inanç, işte buradan gelmektedir. Sonradan çok uzun yüzyıllar boyunca, Anadolu'da, Attis rahipleri, her ilk baharda yapılan bereket törenlerinde, çam dalları ve kozalaklarını, dölleyici erkekliğin simgesi olarak kullanmışlar ve erkeklik organlarını keserek, toprağa atıp, bereketin böylece sağlanacağını sanırken, kozalakları, yitip giden erkekliklerinin bir sembolü olarak kullanmışlardır.


Nihayet bir defasında, Kibele, bu vuslattan huzur bulmuş olarak ayrılır ama bir süre sonra, aylık mutad rahatsızlığı, gelmez. Hamile olduğunu anlar.  Kibele, yavrusunu tek başına doğurmak ve Kronos'tan da gizlemek  zorundadır. Günü saati geldiğinde, doğumu gerçekleştirmek için, Girit'teki Olimpos Dağı'na gidip, bir mağaraya saklanır. Sancılar sıklaşınca, yere uzanır ve ıkınmaya başlar. Yer, çamurdur. Kibele'nin acı ile kavradığı toprakta, beş parmağının izi kalır. Ve sonunda, doğum gerçekleşir, Zeus doğar. Tanrıların tanrısı... Ana tanrıça, bebeği gizlemek  zorundadır. Zira Kronos, yeni doğmuş bebekleri yemeğe pek meraklıdır. Oysa, bebek Zeus bir dağın zirvesinde, tek başına bırakılırsa, bu kez de kurda kuşa yem olacaktır. Ana tanrıça, kocası da bir tanrı olduğundan onun karşısında acizdir ama ne de olsa, bir tanrıçadır. Derhal yerdeki beş parmak izinden, beş muhafız yaratır. Pende Daktili, Beş Muhafız diye anılan bu koruyucular, Zeus'un bakımını ve Kronos'tan korunmasını üstlenirler ve Kibele içi rahat, görevinin başına döner.


Mitolojide, ay Kibele'nin simgesidir. Zira o, ayni zamanda, ay tanrıçasıdır da... Orman ve mağara tanrıçası da olduğu gibi. Hilal, Kibele'nin genç kızlığının; dolunay hamileliğinin, batan ay ise olgun kadınlığının simgesidirler.. Beş köşeli yıldız ise, beş daktilin sembolüdür. Hilal ile beşköşeli yıldız birlikte olduğu zaman, Yunan mitolojisinde, Zeus'un doğumunu simgelermiş...


O antik Kıbrıs parası üzerindeki, ay - yıldız'ın anlamı, buymuş! 
Ha, unutmadan... İslâmiyet öncesinde Kâbe’deki en büyük put da Kibele’ye aitti... Kibele, yâni: Kıble 



-bu konuda başka yazı-
 
5 Nisan 2010 Pazartesi
  saatler neden ileri alınır?
çok çok eski zamanlarda (bir kaç binyıl), özellikle dönencelere yakın yeryüzü bölgelerinde oluşan bir soruna çözüm önerisidir bu. malum eskilerde elektronik saat mekanik saat yok. güneş saati var. yeryüzüne dik bir dal mesnetleyip güneşin konumuna göre zamanı belirliyorlar. gündüz güneşin doğduğu andan itibaren dalın gölgesi düşmeye başlıyor, batınca da yok oluyor. geceler meçhul...geceler belirlenemediği için de yaşam zamanı güneşin doğuşuyla başlıyor (saat:0) batana kadar gidiyor(artık kışın 8 saat yazın 14 saat neyse gün yaşanıyor).

zamanı belirleme çabaları sürerken; ekliptik (yörünge düzlemi) ile dünya ekseninin arasındaki kayık durum sebebiyle bilin bakalım neler oluyor. birincisi gece ve gündüz süresi eşit değil yazdan kışa kıştan yaza gündüz süresi bir uzuyor bir kısalıyor.ikincisi ve daha fenası, güneş hep tam doğudan doğup tam batıdan batmıyor, sapma gösteriyor. zamanla şu tam doğudaki sapma nedeniyle güneş beklenenden daha geriden- ya da ileriden doğmaya başlıyor; güneş saati de beklenenden ileriyi ya da geriyi göstermeye başlıyor. yani şimdi güneşin doğduğu anda yerde oluşan gölgeye 0 demişlerdi; zamanla gölege daha öne ya da arkaya düşmeye başladı güneşin doğduğu an "yaklaşık -1" ya da "yaklaşık +1" olmaya başladı. olur mu? olmaz! güneşin doğduğu an bir başlangıç! hep 0'ı göstermeli. bu durum çok açıdan zor zanaat zaten; negatif sayılar yok henüz piyasada bi kere. geçmiş zaman insanları da bu duruma pratik bir çözüm buluyorlar; çeviriveriyorlar güneş saatinin gölge düşen altlığını. saari geri alıyorlar işte- ya da ileri.

günümüzde bizi manyak eden bu uygulama da işte taaa eskilerden kalma bir gelenekten ibaret. kolumuzdaki 24saate göre değil de güneşe göre yaşasaydık daha manalı olurdu. ne yazıkı ki biyolojik saat artık güneşe göre değil akrebe yelkovana göre işliyor. Ha ben; ben baharda havaların bir anda daha geç kararmasından çok mutluyum doğrusu =)

not: tamamen kurmaca. hepsi yalan. güneş saatleri böyle çalışmazdı zaten...
 
2 Nisan 2010 Cuma
  bebek'te iskele önerisi
sahil şeridinde iskelesi olmayan tek bebek koyu mekanı ... ... ... için hazırladığım öneri.










 
1 Nisan 2010 Perşembe
  deneme
evet bu bir kolaj ama sadece kolaj değildir



bunu hatırlıyor musunuz?
3 sene önce vardı şimdi yok. dolaşırken bir köşeyi döndükten sonra birden bu manzara çıkmıştı karşıma, karaköydeki tarihi güllüoğlu tatlıcısının üzerindeki çok katlı otoparkın bir katına tabandan tavana dev puntolarla yazılmış "bu da geçer yahu" yazısı.


sağda solda duvara sıraya yazılır da içi aydınlatmalı dev harflerle bu şekilde yazılmaz ki, bu da geçer yahu otoparkı! anlam veremedim, anlattım anlam verebilen de çıkmadı.

ilginçti.

yıllar sonra bir kitapta -zülfü livaneli'nin -leyla'nın evi-- "bu da geçer yahu"ya rastladım. yazılan şu: 
kurtuluş savaşı öncesi istanbul'un ingiliz işgali altında olduğu yıllarda halk günlük hayatını sürdürmektedir; ancak işgal altında olmaktan doğal olarak mutsuzdur ve büyük tahammül göstermektedir. o yıllarda yayılan, hat sanatıyla yazılmış eskiyazı bir tabloya hemen her evde her dükkanda rastlanır. halk arasında birbirine destek olmaya yarayan bir şifre gibi.düşman askeri osmanlıca okuyamaz ne de olsa. hekese tahammülü söyler bu yazı: "bu da geçer yahu"

bu da geçer yahu

karaköy çok katlı otoparkı bir şeylere mi isyan ediyordu neydi, işgal altında mıyız hala yoksa, ya da canı öyle istemiştir sadece... bilemem.

bu yazının doğuşu, var oluşu, kullanımıyla ilgili başka rivayetler için ekşisözlüğü önerebilirim :)
 
  deneme
ilk yayın için güzel bir deneme:


bütün renkler ayni hizla kirleniyordu; birinciligi beyaza verdiler
özdemir asaf
 
moda taraflarında yürürken neden bilmem aklıma geldi. nevresim. art arda art arda hızlı hızlı söyledim. duyduğum, bildiğim en anlamsız kelimeydi.

geçmiş

Nisan 2010 / Mayıs 2010 / Haziran 2010 / Ekim 2010 / Kasım 2010 / Aralık 2010 / Ocak 2011 /