yeni çağın neufert'i
Oysa yüzyıllardır en önemli vazifemiz soyumuzu sürdürmek ve canlı kalmak olmuştu. İnsanoğlunun çevreyi algılayıp kendini koruyacak, güçlü olacak, yaşayacak; duyular ve sistemlerle dolu bir benedi vardı. Canlı sistemleri olan, canlı bir beden. Oturduğu sandalyeden yattığı yatağa, bulaşık yıkadığı mutfak tezgahından kullandığı otomobilin direksiyonuna her şey -HER ŞEY- bedenimize göre şekil alırken bu bedenden daha değerli ne olabilirdi? Canlı kalabilmekten daha önemli ne olabilirdi? Bedenimize en uygun en mükemmel en ergonomik düzenlemeleri oluşturan Neufert kendi adını taşıyan kitabıyla uzun senelerin en birinci yapı tasarım kaynağı olmamış mıydı? En ergonomik en mantıklı olan Neufert... Ama hayatta bedeninden daha değerli bir şeyi olmayan insanoğlunun yaşadığı yerler çoğunlukla "en mantıklı" olandan çok uzaktı. Daha ucuz olduğu için, daha hoşuna gittiği için, daha çok sevdiği için, o an elinde o malzeme olduğu için... başka değerlerle şekillenen farklı çevreler oluşturdular. Ama yine de beden insanoğlu için en önemli sınır olmaya devam etti.
Sonradan bir şeyler değişti. Teknoloji bütün sınırları yeniden çizmeye mi niyetlendi neydi? İnsanoğlunun biriciği, bedeni oyuncak olmak üzereydi.
Gazetede okuduğum bir yazı çok şeyi anlatır nitelikteydi: İnsan bedenindeki dolaşım sistemini oluşturan damar dokularının yerine geçebilecek sentetik bir madde için çalışmalar sürmekteydi. Bu malzeme hayata geçirildiğinde kendini yenileyebilen akıllı bir sentetik damar sistemiyle birlikte çok daha dayanıklı ve uzun bir dolaşım sistemi ömrü müjdelenmişti. Robokop gerçek mi olacak diyordu gazete.
Sonra Stelarc'ın yaptıkları... kendisine üçüncü bir kol yapan, üçüncü bir kulak yapıp "dünyayla iletişim kuracak bedene ait canlı bir organ" eklemeyi düşünen Stelarc. Bedenin mimari bir obje haline gelmesi. Tanrının vermediği ama bizim kendimize entegre ettiğimiz canlı sistemler.
İnsanoğlunun biriciği, bedeni oyuncak olmak üzereydi. Nasıl olmuşsa şimdiden beden vazgeçilebilir olmuştu. Kimi yerlerde bedeni rahat ettirmek için düzenlenmiyordu yapılı çevre; beden sadece beyini taşıyan bir ayak gibiydi artık. Daha az uyku, daha az hareket, daha az yemek, daha az hacim; daha fazla düşünce, daha fazla para, daha uzun hayat? Gerçek neydi, tanrısallık neydi, canlılık neydi... Artık beden ana belirleyici olmaktan uzaktaysa bugünün Neufert'i ne olacaktı?
Canlı olmak, ruha sahip olmak, duygular, kişilikler, bedenler ve "ben"ler; şimdi hepsi karmakarışık olmuştu. Ruh kalbimizde miydi, karnımızda mıydı yoksa beynimizde mi? Sinir sistemimizi bedenimize ait duyuları sistemleri kontrol eden beyin yerine bu bilgileri okuyup değerlendirebilecek bir bilgisayara bağlasaydık beden belki de canlılığını sürdürmeye devam ederdi. Bizi biz yapan özelliklerimizi de bilgisayarda programladıktan sonra biz gibi davranmaya devam eden bedenimiz yine biz olur muydu. Ne elde etmiş olurduk, ruhu olmayan ama insan gibi davranan bir et parçası, bir Frankeshtein mı? Ya da tam aksini düşünelim; canlı bir insan beynine bağlanan bir mekanik vücutla ruhu olan bir robot mu elde edecektik?
bir küçük canlandırma